PERVÎN-İ İTİSAMÎ VE ŞİİRİ

PERVÎN-İ İTİSAMÎ VE ŞİİRİ

PROF. DR. NİMET YILDIRIM
ÖZ
Pervîn-i İtisamî, İran’ın en büyük kadın şairlerinden biridir. “İtisâmu’lmulk” lakabıyla bilinen İran’ın en ünlü yazarları, mütercimleri ve bilginleri arasında yer alan babası, Mirzâ Yûsuf Hân İtisamî o dönemler edebiyat konulu önemli yayın organlarından Bahâr dergisinin editörüydü. Yusuf İtisamî’nin evi; ünlü edebiyatçılar ve yazarların buluştuğu bir edebiyat ve şiir meclisiydi. Bu yüzden daha çocukluk yıllarında Pervîn, zamanın bilge edebiyat adamları Ali Ekber-i Dihhudâ ve Meliküşşuarâ Bahâr gibi büyük kişiliklerle tanışma imkanı buldu. Pervîn-i İtisamî’nin kişiliği, felsefî görüşleri, fikirleri, üslûbu ve ahlakî mazmunlarıyla İran edebiyatında ayrı bir yeri vardır. Temaları genellikle sosyal ve ahlakî şiirlerinde, özellikle kadın ve aile ön planda gelmektedir. Üslûbu kendine özgü deyiş biçiminin Horasan ve Irak üslûplarıyla bileşimi gibidir. Özellikle Nâsır-ı Hüsrev ile Sadî-yi Şirazî’nin etkisinde kalmıştır. Etkilendiği diğer şairler arasında Senâî, Evhadüddîn-i Enverî, Ferîdüddîn Attâr, Mevlanâ Celaleddîn-i Rûmî, Hâfız-ı Şirazî ve Abdurrahmân-ı Câmî sayılabilir. Bu makalede; Pervîn-i İtisamî’nin hayatı, edebi kişiliği ve şiiri ele alınmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Pervîn-i İtisamî, Çağdaş Fars Şiiri, İran Edebiyatı.

Pervîn-i İtisamî HAYATI

İran’ın en büyük kadın şairlerinden biri olan Pervîn-i İtisamî, 1285 hş./1907 yılında Tebriz’de dünyaya geldi. Annesi Ahter, Mirzâ Abdulhüseyin Han’ın kızıydı. “İtisâmu’l-mulk” lakabıyla bilinen İran’ın en ünlü yazarları, mütercimleri ve bilginleri arasında yer alan babası, Mirzâ Yûsuf Hân İtisâmî (ö. 1316 hş./1937) İran’da yayınlanan ilk edebiyat dergisi olan Bahâr’ın editörü olması, öte yandan ünlü Arapça ve Fransızca eserleri Farsça’ya çevirmesiyle bilinmekte, İran gazetecilik ve bilim dünyasında önde gelen bir kişilik olarak edebiyat çevrelerince yakından tanınmaktaydı. İtisâmu’l-mulk, Türkçe’yi ve Arapça’yı da ileri düzeyde biliyordu. Maliye çalışanlarından olan büyük babası Tebriz’e gelip yerleşmiş, Pervîn-i İtisamî’nin babası da burada dünyaya gelmişti. Pervîn beş yaşında iken (1291 hş./1911) ailesiyle birlikte Tahran’a gidip yerleşmişlerdi. Yusuf İtisamî’nin evi; ünlü edebiyatçılar ve yazarların buluştuğu bir edebiyat ve şiir meclisiydi. Bu yüzden daha çocukluk yıllarında Pervîn, zamanın bilge edebiyat adamları Ali Ekber-i Dihhudâ (ö. 1334 hş./1955 ) ve Meliküşşuarâ Bahâr (ö. 1330 hş./1951) gibi büyük kişiliklerle tanışma imkanı buldu. Arapça ve Farsça’yı, özellikle bu iki dilin grameri ile temel edebiyat bilgilerini babasından öğrenmeğe başlayan Pervîn altı yaşlarından itibaren içlerinde babası ve başta Meliküşşuarâ Bahâr olmak üzere ünlü şahsiyetlerin yer aldığı bilim ve edebiyat çevreleriyle olan yakın ilişkilerinden dolayı özel hocalardan da ders alarak kendisini iyi düzeyde yetiştirdi. Çocukluk yıllarında boş vakitlerini oyundan daha çok okumayla geçiren Pervîn, on bir yaşlarında Firdevsî (ö. 411/1020), Menûçehrî-yi Damğanî (ö. 432/1040), Nâsır-i Hüsrev (ö. 481/1088), Enverî (ö. 583/1187), Nizamî-yi Gencevî (ö. 619/1222), Mevlanâ Celaleddîn (ö. 672/1273) gibi ünlü Fars şairlerinin şiirlerini okudu.  
Hem İran’da ve hem de dış ülkelere yaptığı seyahatlerinde babasıyla birlikte bulunan, çocukluk yıllarından itibaren şiire, edebiyata çok yakın ilgi duyan ve sekiz yaşlarında şiir söylemeye başlayan Pervîn-i İtisamî’nin ilk şiirleri babasının editörlüğündeki Bahâr dergisinde yayınlandı. Bir süre sonra şiirlerinin diğer birtakım dergilerde de yayınlanmasıyla edebiyat çevrelerinin ilgi ve beğenilerini kazanmaya başladı. Onun şiir zevki ve edebî yeteneklerinin gelişmesinde önemli rol oynayan dikkate değer etkenlerden biri de, babasının da üyeleri ve müdavimlerinden olduğu edebî meclislere yoğun olarak katılmasıydı. Bu tür toplantılardan birinde ünlü şair ve yazarlardan Muhammed Takî-yi Bahâr onun şiir dalındaki yeteneklerini sezinlemiş ve kendisini bu konuda teşvik etmiş, yıllar sonra da divanına önsöz yazmıştır. Bu önsöz Pervîn’in divanının daha sonra yapılan hemen hemen bütün baskılarında yer almıştır. Bütün bunların yanı sıra babası değişik dillerde yazılmış ünlü şairlerin şiirlerini Farsça’ya çevirdikten sonra kızının şiir formatına aktarmasını sağlayarak onun yetişmesinde önemli rol oynamıştır. Bütün bu etkenler Pervîn’in kendisini edebiyata ve şiire vermesinde önemli rol oynamış, onun daha sonraki dönemlerde şiir ve şairlik alanlarında önemli ilerlemeler sağlamasına yardımcı olmuştur.  
Babası, Pervîn’i özgür, arzuladığı alanda iyi bir eğitim görmesi amacıyla kendi isteğiyle Amerikan Kız Koleji’ne3gönderdi. Pervîn bu okulu iyi dereceyle bitirdi. Onun bilinen özelliklerden biri de bir Amerikan Koleji’nde okumuş olmasına rağmen hiçbir zaman doğulu kadın olma özelliğinden kesinlikle ödün vermemesi ve bütün değerlerini koruyabilmesidir. 1304 hş./1926 yılında Rızâ Şah Pehlevî’nin sarayında eşine ve çocuklarına özel hocalık yapmasının istendiği, fakat onun “Asla o saraya girmeyeceğim” diyerek bu teklifi geri çevirdiği söylenir. İran’da o dönemlerde gözlenen kadın hareketlerinden hiçbirine katılmayan Pervîn, bu tür faaliyetlerin kendisi gibi edebiyat ve bilimle uğraşan sosyal kategorilerde yer alan kadınların dışındaki gruplar tarafından yapılmasının daha uygun olacağı kanaatini taşımaktaydı. Zamanının çoğunu değişik konularda okuyarak, edebiyat alanında araştırma yaparak geçiren Pervîn-i İtisamî, Fars edebiyatının yanında İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında da köklü bir eğitim görmüş ve İngilizceyi de ileri düzeyde öğrenmişti.  
Öğrenimini tamamladıktan sonra bitirdiği okulda Fars Dili ve Edebiyatı, İngiliz Dili ve Edebiyatı dersleri veren Pervîn-i İtisamî, 1313 hş./1934 yılında evlenerek Kirmanşah’a gidişine kadar bu görevini sürdürdü. Pervîn, mutlu bir evlilik hayatı kuramadığı için birkaç ay gibi kısa süre sonra bu evliliğine son vererek edebiyat ve şiire daha çok yer ayırdığı yeni ve apayrı bir hayat yaşamaya başladı. Şiirlerinde bu olayın etkisi sadece bir kıtasında görülmektedir:
ای گل، تو ز جمعیت گلزار، چه دیدی
جز سرزنش و بد سری خار، چه دیدی
ای لعل دل افروز، تو با اینهمه پرتو
جز مشتری سفله، ببازار چه دیدی
رفتی به چمن، لیک قفس گشت نصیبت
غیر از قفس، ای مرغ گرفتار، چه دیدی
Ey gül, gül bahçesinden sen ne gördün?
Dikenin sitemi ve kötülüğünden başka ne gördün?
Ey gönül aydınlatan yakut, şu olanca alımlılığınla, 
Pazarda sıradan bir müşteriden başka ne gördün?
Çimenliğe gittin, ancak payına kafes düştü! 
Kafesten başka ey esir kuş ne gördün? 
Çocukluk günlerinde bile insanlardan kaçan ve yalnızlığı tercih eden Pervîn, genelde az konuşur ve çok düşünürdü. Kadınları ilgilendiren sosyal etkinliklerde de ön planda görülmez, özgürlük ve insan hakları amaçlı hareketlere bile katılmazdı. Bütün bu münzevî yaşam tarzı dizelerinde açıkça görülmektedir. Ancak bütün bunların yanı sıra uygun ortamlar bulduğunda şiiriyle bu tür hareketleri desteklemekten de geri de durmazdı.
Pervîn’in bazı şiirleri babasının sahibi olduğu Bahâr dergisinde yayınlanıyordu. Divanı ilk defa 1314 hş./1935 yılında Muhammed Takî Bahâr’ın önsözüyle yayınlanan, Fars şiirinin doruklarında yer edinmiş Pervîn-i İtisamî, 1320 hş./1941 yılında 35 yaşında hayata veda etti.  
Pervîn İtisamî’nin dünyaya veda edişinin birinci yıldönümünde onu anmak için “Encümen-i Danişverân” tarafından hazırlanan programda okunan ünlü şairlerin şiirleri arasında Muhammed Hüseyn-i Şehriyâr’ın Pervîn için söylediği şiir en güzellerinden biriydi:
سپهر سخن راست پروین ستاره
جهانی سوی این ستاره نظاره
بلند آسمانی است دیوان پروین
بلند اخترانش برون از شماره
Pervîn söz feleğinin yıldızı
Bir dünya seyrediyor bu yıldızı
Yüce bir gök Pervîn’in divanı
Sayısız onun yüce yıldızları  
Çok kısa bir ömrü, şiir söylemek için oldukça kısa bir fırsatı olmasına karşın Pervîn, şiirde en güzel fırsatı yakalamış, onun Fars şiiri dünyasında oturduğu makam ne çağdaş dönemde ne de klasik çağlarda Hâfız dışında hiçbir şaire nasip olmamıştır. Pervîn’in Meşrutiyet sonrası dönem Fars şiirinde birdenbire ortaya çıkması son derece önemli ve büyük bir olay olarak kabul edilir. Onun edebiyat ve şiir üzerindeki etkileri, hem yaşıtları, hem aynı çağda yaşayan şairlerde, hem de kendisinden daha yaşlı şairlerde açıkça görülür. O yıllarda yayınlanmış şiir mecmuaları, şiir ve edebiyat yayın organlarında kısa bir gezinti bu durumu belirgin olarak göstermektedir. Bundan da öte; Nimâ Yûşic gibi Modern Fars Şiiri’nin öncüsü olarak bilinen büyük bir şair, divanındaki şiirlerinin tanıklığıyla dillere destan şiiri “Efsane”yi kaleme aldıktan yıllarca sonra Pervîn’i izleyerek onun tarzında şiir yazmaya çaba göstermiştir. Nimâ, 1306-1316 hş. yılları arasında yazdığı; “Horus-i Sade”, “Kerm-i Ebrîşem”, “Esb Devanî”, “Horus-i Bukelemûn”, “Berende-yi Münzevî” ve “Dûd” gibi şiirlerini hep Pervîn’in şiirlerini göz önünde bulundurarak yazmıştır.  

EDEBİ KİŞİLİĞİ VE ŞİİRİ

Pervîn, klasik Fars şiirinin yıldızları olarak kabul edilen ünlü söz ustalarının tarzlarında hiçbir değişiklik yapmadan, onların şiir örgülerini ve sanat tarzlarını bozmadan, büyük bir ustalıkla yeni düşünce ve inançları son derece güçlü ve uyumlu bir şekilde, yetenekli bir sanatkar inceliğinde aynı geleneksel kalıplarda dizelerine aktarmıştır. Bahâr, onun divanı için yazmış olduğu önsözünde şu satırları kaleme alır: “Pervîn’in şiiri, lafzî ve manevî iki sanatın kendi özgün tarzıyla karışımından ortaya çıkan özellikler göstermektedir: bu iki tarzdan biri, başta Nâsır-i Hüsrev olmak üzere Horasan şairlerinin özgün tarzı, diğeri de öncüleri arasında Sadî-yi Şirazî’nin yer aldığı Irak ve Fars şairlerinin yaygın tarzlarıdır. Şiirindeki anlamsal derinlikler ve düşünce altyapısı açısından ise, hekim ve sufî kişiliklerin düşüncelerini çağrıştırmaktadır. Bütün bunları bir potada eriten Pervîn özgün ve son derece etkili bir tarz oluşturmuştur.” 
Pervîn, şiirlerinde betimlediği olağanüstü tabloları yaratmada sadece Nâsır Husrev, Senaî, Attâr, Mevlanâ, Enverî, Sadî, Hâfız, İbn Yemîn, Dihhudâ… gibi klasik dönemlerin ünlü söz ustalarından ilham almakla kalmamış; babasının bilimsel ve edebî kişiliğini, önemli düşünce dünyasını ve üstün özelliklerini de her zaman göz önünde bulundurmuş, duygularını dillendirmede onlardan da en güzel şekilde yararlanmıştır. Bu bağlamda hem babasının paha biçilmez kütüphanesinden nasibini almış, hem de onun batılı değerli bilim adamları ve edebiyatçıların kaleme almış olduğu eserlerden yaptığı çevirileri şiirlerinde yerli yerinde ustaca kullanmıştır. 
Daha çok kıta, kaside ve mesnevi kalıplarında şiir söyleyen Pervîn’in beş tane de gazeli vardır. Lafzi, manevi özelliklerini ve akıcılığı Horasan Tarzı’ndan; fesahatı Irak Tarzı’ndan alarak duygularını, düşüncelerini, vermek istediği yeni mesajlarını alabildiğine özgün ustalığıyla bilinen klasik kalıplara dökerek aktarmıştır. Şiirlerinde Nâsır-i Hüsrev, Senaî, Enverî, Sadî, Mevlanâ ve İbn Yemîn’in izleri açıkça görülmesine rağmen ifade tarzı olarak Pervîn’in şiirlerinde daha çok sembolizmin etkileri izlenir. Fars sembolik şiirinin en yüksek örneklerini büyük bir ustalıkla Pervîn söylemiştir. Şiirlerinde özellikle kıtalarında; hayvanlar, cansız yaratıklar insan tiplerini simgelemekte; şair mesajlarını o sembolik yaratıkların dilinden aktarmaktadır. Pervîn’in şiirlerinde herkes ve her şey dile gelmekte, ya gerçek ya da hal diliyle konuşmaktadır. Onun dizelerinde yer bulabilen ve sıkıntılarını ve yaşadıkları serüvenlerini anlatanlar sadece “öksüz çocuk”, “yaşlı dul kadın” ve “yoksul genç” değildir. Şiirlerinde; Kelîle ve Dimne’nin derin anlamlı didaktik temalı anlatılarında olduğu gibi hayvanlar da dile gelmekte, ağızlarını açarak birçok konuda konuşmakta; sembolik anlatımın doruk” örnekleri olarak toplumsal sıkıntıları dile getirmektedirler: “Bülbül”, “karga”, “tavus”, “kelebek”, “papağan”, “kurt”, ipekböceği”, “kedi”, “salyangoz” ve diğer hayvanlar toplumun sorunlarını ve sıkıntılarını dillendiren, şairin düşüncelerini, duygularını ve mesajlarını ileten sembolik ögelerdir. Daha da ötesi onun dizelerinde; cansız yaratıklar da cana gelerek konuşma yetisi kazanarak; “kırmızı gül”, “lale”, “nergis”, “değirmen”, “su”, “temel”, “mum”, “iplik”, “iğne”, “gömlek”, “tarak”, “ayna”, “fidan”… bütün bunlar insanların, özellikle de yoksun bırakılmış bireyler ya da toplulukların gizli saklı sıkıntılarını, söylenmedik dertlerini perdeleri parçalayıp ortaya çıkararak okuyucularına ilginç didaktik hikayeler anlatırlar. 
Pervîn İtisamî, İran Edebiyatı ya da başka bir ifadeyle Farsça dilli edebiyat kapsamında ve Farsça konuşulan coğrafyalarda yetişmiş şairler arasında ünlü ve değerli bir şair olmasının ötesinde üç konuda daha ilk sırada yer almaktadır: İran’ın en büyük kadın şairidir; en büyük ve en güçlü kıta şairidir; en büyük münazara ustası şairdir.
Münazara türü şiirlerinde Pervîn daha çok somut ögelerle ve yeryüzü yaratıkları ile ilgilenmekte, yaratılış evreninin sırları ve simgelerinden söz etmek istediğinde de yine aynı varlıkların dilinden konuşmaktadır. Bu türün en güzel örneklerinden biri de “Nohut ile Fasulye” adlı şiiridir.
2Y6  ûsufî, Ğulâmhuseyn, Çeşme-yi Rûşen, Tahran 1373 hş., s. 416.
Pervîn İtisamî, tutkulu bir bilgi, irfan ve sanat aşığıdır. Her bağlamda bu üçlüyü öne çıkarır. Bu temalara ayırdığı “Bilgi Varlığın Sermayesi”, “Sanat ve Bilgi Kimyadır”, “Erdem Büyük Bir Sermayedir”, “Erdem Gönül Işıldatan Kandildir” şiirlerinin yanı sıra birçok dizesinde bilgi, bilge, sanat, sanatkar övgüyle dillendirilmekte ve özendirmektedir:
ای مرده و کرده زندگانی
ای زنده مرده، هیچ دانی
بس پادشهان و سرافرازان
بردند بخاک، حکمرانی
بس رمز ز دفتر سلیمان
خواندند به دیو، رایگانی
بگذشت چه قرنها، چه ایام
گه باغم و گه بشادمانی
بس کاخ بلند پایه، شد پست
اما تو بجای، همچنانی
بر قلعه مرگ، مرزبانی
Ey yaşamış ve ölmüş kişi!
Bilir misin sen hiç? Ey ölü diri!
Nice hükümdarlar, nice başları göklere erişenler
Hükümdarlıklarını toprağa götürdüler
Süleyman defterinin nice gizlerini
Okudular şeytana karşılıksız
Nice yüzyıllar, nice günler geçti
Bazen gamlı, bazen mutlulukla dolu
Nice yüce dağlar alçaldı
Ancak sen yerinde yine aynısın! 
Pervîn’in en güzel şiirlerinden biri olan “Lutf-i Hakk: Tanrı’nın Lütfu” Fars Edebiyatı’nın en çok beğenilen manzumeleri arasında yer almaktadır. Bu şiirinde şair; Tanrı’nın yüce makamından gönderdiği buyruğuyla Musa Peygamber ile annesinin daha önceki kutsal kitaplarda ve Pers tarihsel metinleriyle Şahnâme’de de benzeri örnekleri görülen ilginç serüveninden söz etmekte; olaylar örgüsünü olağanüstü duygularını son derece fasih ve beliğ anlatımıyla okuyucularına sunmaktadır. Çağdaş Fars şiirinin dehalarından Hûşeng-i İbtihâc’ın ifadesiyle: “Pervîn olağanüstü bir yetenekti; ne yazık ki, bu evrenden çok erken göç etti. Dizeleri Farsça’nın en güzel dizeleridir. “Mâder-i Musâ: Musa’nın Annesi” mesnevisi bir başyapıt olarak Fars şiiri tarihinde yerini almıştır. Bu şiiri okurken insan; sanki Mevlana’nın Sadî ve Hâfız’ın diliyle şiir söylediğini düşünmekten kendini alamaz. Gerçekten dilin büyüsüyle doruklara çıktığının göstergesidir bu şiir. (Pîr-i Perniyân Endîş).
Şiir, Musa Peygamber’in annesine Tanrı’nın Firavun’un yapacağı katliamdan kurtulması için çocuğunu Nil’e atmasını; Musa’nın ancak bu şekilde Tanrı’nın korumasında öldürülmekten kurtulacağını ilham yoluyla bildirmesiyle başlamakta; sonra da anne yüreğinin bu ayrılığa dayanamayacağı, özlem ateşinin daha ayrılmadan yanıp tutuşacağını, Tanrı’nın unutması durumunda çocuğunun yok olacağını; bunun üzerine Tanrı’nın kendisini asla unutma sözcüğüyle bir arada görmemesini, annede sadece sevgi, Tanrıda ise kulunu koruma ve ona sahip çıkma yetisinin bulunduğunu, asla umutsuzluğa kapılmamasını, Tanrı’nın o çocuğu annesinden çok çok fazla sevdiği ve koruyarak annesine teslim edeceğini; bütün doğa ögelerini; sudan, damlaya, çiğden dalgalara kadar her şeyi onun emrine seferber ettiğini, Tanrı bir kişiye sahip çıkarsa hiçbir gücün ona zarar veremeyeceği; Tanrının, kimsesizlerin kimsesi olduğu, insanoğlunun kibir ve gurur hastalıklarına kapılmamasını, kibirle başına buyruk olmanın insanı ne denli amansız sıkıntılara düşüreceği, böyle bir başına buyrukluk sonucu Nemrud’un başına gelenleri ve Tanrı’nın her zaman dostlarının yanında olduğunu son derece veciz ifadelerle dillendirmektedir: 
مادر موسی، چو موسی را به نیل
در فکند، از گفتۀ رب جلیل
خود ز ساحل کرد با حسرت نگاه
گفت کای فرزند خرد بی‌گناه
گر فراموشت کند لطف خدای
چون رهی زین کشتی بی ناخدای
گر نیارد ایزد پاکت بیاد
آب خاکت را دهد ناگه بباد
وحی آمد کاین چه فکر باطل است
رهرو ما اینک اندر منزل است
پردۀ شک را برانداز از میان
تا ببینی سود کردی یا زیان
ما گرفتیم آنچه را انداختی
دست حق را دیدی و نشناختی
در تو، تنها عشق و مهر مادری است
شیوۀ ما، عدل و بنده پروری است
نیست بازی کار حق، خود را مباز
آنچه بردیم از تو، باز آریم باز
سطح آب از گاهوارش خوشتر است
دایه‌اش سیلاب و موجش مادر است
رودها از خود نه طغیان می کنند
آنچه میگوئیم ما، آن می کنند
ما، بدریا حکم طوفان می دهیم
ما، بسیل و موج فرمان می‌دهیم
نسبت نسیان بذات حق مده
بار کفر است این، بدوش خود منه
به که برگردی، بما بسپاریش
کی تو از ما دوست‌تر میداریش
نقش هستی، نقشی از ایوان ماست
خاک و باد و آب، سرگردان ماست
قطره‌ای کز جویباری می رود
از پی انجام کاری می رود
ما بسی گم گشته، باز آورده‌ایم
ما، بسی بی توشه را پرورده‌ایم
میهمان ماست، هر کس بینواست
آشنا با ماست، چون بی آشناست
ما بخوانیم، ار چه ما را رد کنند
عیب پوشیها کنیم، ار بد کنند
سوزن ما دوخت، هر جا هر چه دوخت
زاتش ما سوخت، هر شمعی که سوخت

........................
........................
Musa’nın annesi Musa’yı Nil’e
Atınca ulu Rabbi’nin emriyle
Baktı kıyıdan kendisi özlemle şu sözlerle:
“Ey küçücük, günahsız yavrum
Unutursa seni eğer lütfu Tanrının
Bu kaptansız gemiden nasıl kurtulursun?!
Tertemiz Tanrı hatırlamazsa eğer seni
Sular yok eder, alır götürür tenini!”
“Bu ne yanlış bir düşünce” diye hemen vahiy geldi:
“Yolcumuz bizim bak konağında şimdi
Yırt da at kuşku perdesini aradan sen,
Bak bakalım kâr mı ettin zarar mı sen?!
Tuttuk bak biz attın ya onu sen
Gördün Tanrı’nın elini, tanımadın onu sen
Annelik aşkı ve sevgisi sadece sendeki
Adalet ve kulunu koruma bizim töremizdeki
Bir oyun değil Tanrı’nın işi, kaybetme kendini
Alıp götürdük senden onu; geri getiririz onu biz geri
Suyun üzeri beşiğinden daha iyi ona
Akan su dadı, dalgalar anne ona
Kendiliğinden coşup taşmaz ırmaklar
Biz ne buyurursak, onu yaparlar onlar
Denize tufan buyruğunu biz veririz;
Sele de dalgaya da buyruğu biz veririz.
Sakın Tanrı’ya unutmayı yaraştırma ha!
Küfür yüküdür bu, sakın bu yükü yüklenme ha!
İyisi mi; sen dön ve teslim et bize onu,
Nicedir bizden çok sever oldun sen onu?!
Gördüğün varlık resmi, ayvanımızdan bir resim bizim
Toprak da, su da, rüzgar da hayranımız bizim
Kopup giden bir damla şu ırmakta
Bir işi yapmak için koşmakta
Nice kaybolmuşları bulup getirmişiz biz
Nice azıksızları beslemişiz biz
Misafirimiz bizim nerde bir zavallı varsa
Tanıdığımız bizim nerde bir kimsesiz varsa
Kabul etmeseler de bizi çağırırız biz
Örteriz ayıplarını kötülük de yapsalar biz
Bizim iğnemiz o ne diktiyse her nerede
Yandı ateşimizden bir mum yandıysa her nerede  
………………………
………………………

KAYNAKÇA

Ajend, Yakûb, Edebiyyât-i Novîn-i Îrân, Tahran 1363 hş.
Alevî, Bozorg, Târîh-i Edebiyyât-i Muâsir-i Îrân (çev. Said Firuzabadî), Tahran 1386 hş.
Aryenpûr, Yahyâ, Ez Nîmâ Tâ Rûzgâr-i Mâ, Tahran 1374 hş.
Burkaî, Seyyid Muhammed Bâkır, Sohenverân-i Nâmî-yi Muâsir-i Îrân, Tahran 1373 hş., I-VI.
Çavûş Ekberî, Rahîm, Hekîm-i Bânû-yi Şir-i Fârsî, Tahran 1387 hş.
Dâdbih, Asğar-Ensarî, Mir Ali, “Pervîn-i İtisamî”, Dâiretü’l-Maârif-i Bozorg-i İslamî/DMBİ, XIII, 611.
Hayyâmpûr, Abdürresûl, Ferheng-i Sohenverân, Tebriz 1340 hş.
hş.
Karaçî, Ruhengiz, “Pervîn-i İtisamî”, Dânişnâme-yi Zebân ve Edebiyyât-i Fârsî/DZEF, II, 126-127.
Kedkeni, Muhammed Rıza Şefîî, Bâ Çerâğ u Âyîne, Tahran 1392 hş. Mîr Ensarî, Alî, Meşâhîr-i Edeb-i Fârsî, Tahran 1376 hş.
Moayyad, Heshmat, “Eʿteṣāmī, Parvīn” Encyclopædia Iranica/EIr., Iranica.com.
Muhammedî, Hasan Alî, Ez Bahâr Tâ Şehriyâr, Tahran 1375 hş.
Müderris, Mîrzâ Muhammed Ali, Reyhânetü’l-edeb fî terâcimi’l-marûfîn bi’lkuna ve’l-lakab, Tahran 1364 hş.
Nevruzî, Cihânbehş, Edebiyyât-i Muâsir, Tahran 1375 hş.
Pervîn-i İtisamî, Dîvân-i Pervîn-i İtisâmî, (İntişarât-i Dustân), Tahran 1385 hş.
Pervîn-i İtisamî, Dîvân-i Pervîn-i İtisâmî, (İntişarât-i Şirket-i Taavunî-yi Kârâferînân-i Ferheng u Huner), Tahran 1388 hş.
Pervîn-i İtisamî, Dîvân-i Pervîn-i İtisâmî, (Neşr-i Sales), Tahran 1388 hş. Pervîn-i İtisamî, Dîvân-i Pervîn-i İtisâmî, (Sedâ-yi Muâsir), Tahran 1385 hş. Pervîn-i İtisamî, Dîvân-i Pervîn-i İtisâmî, (yay. Feridûn-i Danâyî), Tahran
Pervîn-i İtisamî, Dîvân-i Pervîn-i İtisâmî, (yay. Hasan Ahmedî-yi Givî),
Pervîn-i İtisamî, Pervîn-i İtisâmî Divanı (çev. Nimet Yıldırım), İstanbul 2020.
Purcevâdî, Nasrullâh, Zebân-i Hâl Der İrfân ve Edebiyyât-i Fârsî, Tahran Rypka, Jan, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân (çev. Kerîm-i Keşâverz), Tahran 1370
Safâ, Zebîhullâh, Genc-i Soḫen, Tahran 1961, III, 291-308;
Şâh Hüseynî, Mihrî, Zenân-i Şâir-i Îrân, Tahran 1374 hş., 114-126. Şekîba, Pervîn, Şir-i Fârsî Ez Ağâz Tâ İmrûz, Tahran 1373 hş.
Yâdnâme-yi Pervîn-i İtisâmî (ed. Ali Dehbaşî), Tahran 1370 hş.
Yâhakkî, Muhammed Cafer, Çun Sebû-yi Teşne/Edebiyyât-i Muâsiri Îrân, Tahran 1375 hş.
Yûsufî, Ğulâmhuseyn, Çeşme-yi Rûşen, Tahran 1373 hş.
Zerkanî, Seyyid Mehdî, Çeşmendâz-i Şi’r-i Muasir-i Îrân, Tahran 1378 hş. Zerrînkûb, Abdulhuseyn, Ez Gozeşte-yi Edebî-yi Îrân, Tahran 1358 hş.
Zerrinkûb, Abdulhüseyn, Defter-i Eyyâm, Tahran 1375 hş. Zerrînkûb, Abdülhüseyin, Bâ Kârvân-i Ḥulle, Tahran 1367 hş.

ارسال نظر
  • - نشانی ایمیل شما منتشر نخواهد شد.
  • - لطفا دیدگاهتان تا حد امکان مربوط به مطلب باشد.
  • - لطفا فارسی بنویسید.
  • - میخواهید عکس خودتان کنار نظرتان باشد؟ به gravatar.com بروید و عکستان را اضافه کنید.
  • - نظرات شما بعد از تایید مدیریت منتشر خواهد شد